BİST
2.408,15
ALTIN
966,08
DOLAR
17,24
STERLİN
20,67
EURO
17,62

banner16

Türkiye’de 16 milyon açlıkla boğuşan insan var. Bu ne demek biliyor musunuz? Bir sonraki öğünde yemek yiyebilmesi garanti olmayan 16 milyon insan yaşıyor memlekette.

50 milyon yoksul var. Bu da 50 milyon kişi istediğini yiyemiyor demek! Hani bazı sivri akıllılar diyor ya, “Soğan ekmek yeriz yeri geldiğinde” diye. İşte bu 50 milyonun çoğunluğu sıklıkla başvuruyor soğan ekmeğe!

Ye bakalım 5 gün üst üste soğan ekmek ne oluyor! Ya miden ya bağırsakların terse bağlar, dengen bozulur, hastanelik olursun. Simit çay diyen açıkgözler vardı, şimdi de soğan ekmekçiler türedi. Dünya’nın en verimli topraklarına sahibiz neden çay-simit, ekmek-soğana mahkum kalalım kardeşim. 20 sene evvel yani AKP gelmeden önce kendimizi besleyebilen ender ülkelerden biriydik. Tabii ki aç olan da vardı yoksul olan da ama nüfusun büyük bölümüne yayılmamıştı. 80 milyonluk ülkenin 66 milyonu aç ya da yoksul. Demek ki 14 milyon kulağı burnuna denk insan kaldı!

KİMİ DERT KİMİ GEMİCİK SAHİBİ OLDU

Turgut Özal orta direği yıktı, AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda cumhurbaşkanlığı da yapan Recep Tayyip Erdoğan ise belimizi kırdı. Artık her ürünü dışarıdan alıyoruz. Çiftçiyi bitirdiler, neden mi? Çiftçi üretip satıyor, en fazla kabzımala tırmalanıyor. Ama ithalatta deniz derya rant var. Alacağın ülkeyi, adamı seçerken avanta, vergilerle oynamak avanta. Vergi iadesi var, teşvik primi var, gümrük kolaylığı var. Var Allah var! İstediğine para kazandırmanın bin türlü yolu var ithalatta ama üretimde bu bereket yok.

Vatandaştan çok yandaşını düşünen bir zihniyetin yönetiminde geçiyor bu günlerimiz. 

Beş ballı müteahhit en somut örnek.

Siyasilerin çocukları en somut örnek. Biz dert onlar gemicik sahibi oldu!

Tarikat liderleri son model arabalarla dolaşıyor. Din bezirganlığının en fazla prim yaptığı dönemi yaşıyoruz.

Üretmeyen ama al-sattan milyonlar kazananların devri oldu.

Bunun yanı sıra demokrasi uçtu, hukuk bitti, adalet yok oldu, laikliğin oynanmayan ayarı kalmadı, okullar imam hatip, eğitim dindar ve kindara evrildi, Andımız okunmaz oldu. Hak arayana cop, gıkını çıkartana biber gazı saldılar. Kankaları FETÖ’yle pastayı paylaşamayınca bozuştular. Yıllardır “Cemaat yasamada, yürütmede ve yargıda, dördüncü güç basında hatta ordu içinde kadrolaşıyor” diye yırtındık, dinlemediler. Koyunlarında besledikleri FETÖ darbe yapmaya kalkıştı. Darbeci askerlerin güvenlik görevlisine sorarak devlet başkanını aradığı halk tarafından bastırılan kalkışma sonrası FETÖ’cülerle birlikte tüm istenmeyenler de temizlendi devlet kurumlarından.

Zamanında FETÖ’nün en büyük savunucularını dönüşümlü bakan yapıyorlar. Bugünkü konjonktürde bakan olabilmek için en büyük meziyet söz dinler olmak.

Bakana, müdüre, valiye, daire başkanına artık gerek yok. Her şeye karar veren tek kişi. Artık öyle tuhaf kararlar alınıyor ki Allah korusun Sayın Erdoğan’ın akıl sağlığına zeval gelse, biz farkına varana kadar aylar geçecek.

DIŞ GÜÇLER Mİ, İÇ İNAT MI?

Ülke elden giderken zevce ve İngiliz himayesi peşinde koşan padişahları yere göğe sığdıramadılar. 

İki ayyaş dediler Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü’ye. Onlar olmasaydı onun adı Recepakis benimki Serdarakis olacaktı. Farkındalar ama niyet farklı. Hayranlık Arabistan çöllerine! Gençliğindeki mazlumluğunun acısını çıkartıyor sanki.

Tarla fiyatına yalı arsası satıyoruz Araplar’a Kanal İstanbul’da. Vatandaşlık veriyoruz üç kuruşa. Her karışında binlerce şehidin kanı olan toprakları defalarca sırtımıza hançeri batıran bir millete parayla satıyoruz.

FETÖ kalkışmasının finansörü diyerek düşman ilan ettiğimiz Birleşik Arap Emirlikleri’nin kankası olduk çaresizlikten.

Dış güçler mi iç inat mı ne olduğu belirsiz ekonomik yıkım nedeniyle üç ayda sabit gelirlilerin alım gücü yarı yarıya azaldı. Üç ay önceki maaşınla aldığının yarısını bu ayki zamlı maaşınla alamıyorsan üç-beş ay sonra ya yoksulsun ya da aç. Ekonomist değilim ama geleni görebilecek kadar aklım var hamdolsun!

SİYASETTE İLK KEZ ÇOCUK KULLANILIYOR

Neredeyse hepsini kanıksamış kapalı gözlük finişe koşuyorduk. Daha da beteri olmaz, bir ulus daha ne kadar eziyet çekebilir diye düşünürken yine oldu. Daha da beteri oldu.

Çocuğun kafasına mikrofonla vurduğunda, “Biz millet olarak çocuğumuzu böyle severiz” demiştik. Hatta erkek babaları çocuklarıyla çaktırmadan övünürken, “Bizim eşşolueşşek komşunun iki oğlunun da ağzını burnunu kırmış” şeklinde konuşmaya bayılır. Yani hoyrat severiz biz çocuklarımızı, ama severiz. Öyle bir şey sanmıştık kafaya mikrofon darbesini.

Ama dün her şeyin bittiği andı. Bunun öyle ya da böyle hafifletici sebebi yok. Bu artık resmen ayıp. Halkın önünde mikrofon verip 10 yaşında bir çocuğun muhalefet partisi başkanına, “Hain” demesine seyirci kalmak, hatta gülmek bırak cumhurbaşkanına, bir siyasi partinin genel başkanına bile yakışmaz.

Devamlı birbirleriyle didişen ne Ecevit ne Demirel, ne Erbakan ne de Türkeş yaptı böyle bir garabeti.

Bence dibi gördük. Artık memleketin bin Sezen Aksu’suna taarruz düzenleseniz bile  dönüşü olmayan bir yola girdiniz AKP Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı da yapan Sayın Recep Tayyip Erdoğan.

[email protected]

Yorumlar
Adınız
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner36

banner50