Beynin kötü bir şakası mı !
Estetisyen ve Sağlıklı Yaşam programının moderetörü Demet Kaytan Nöroloji uzmanı DR. Mehmet Yavuz ile panik atak hastalığını konuştu…
Güncelleme: 06.04.2013 16:13

Demet Kaytan

Panik atak, akut ve ani olarak gelişen yoğun korku ve anksiyete nöbetidir. Bu esnada öleceklerini ya da çıldıracaklarını düşünürler. Kişiler panik havası ile ne yapacaklarını şaşırırlar.

Panik atak belirtileri nelerdir ?

Çarpıntı, kalbin sert ve fırlayacakmış gibi atması, titreme, nefes almada güçlük, boğulma korkusu, tıkanma, bayılacağını düşünme, baş dönmesi, terleme,ateş basması,üşüme, bulantı, geğirme, karın ağrısı çekme, nefesi kesilmek, aldığı havanın yetmediğini düşünerek derin nefes alma, göğüs sıkışması, ağrı, kendini hissedememe,kendine yabancılaşma, algılama güçlüğü (depersonalizasyon), çevrenin gerçek olmadığını düşünme (derealizasyon), ölüm korkusu, çıldıracağını düşünmek, başkasına zarar verme korkusu, vücutta uyuşma, karıncalanma gibi kişiden kişeye göre değişebilen belirtiler sergiler.

Panik atak hastalığı daha çok kimlerde görülür ?

20 li 30 lu yaşlarda ve özellikle kadınlarda görülür. Daha çok zeki, düzenli,hırslı, mükemmeliyetçi kişilerde görülür.

Panik atak hastaları hastanelerin en sevdiği hastalardır diye biliniyor. Neden ?

 Panik atak hastaları, özel hastaneler için en potansiyel hastalardır. En çok parayı onlardan kazanırlar. Çünkü sürekli olarak çeşitli klinikleri gezerler ve check-up yaptırırlar. Tetkiklerden hiçbir sonuç çıkmaz. Ancak doktorların gözünden bir şey kaçmış olabilir endişesi ile belirli zaman aralıklarıyla muhtelif tetkikler tekrarlanır. Akla hayale gelmedik araştırmalarda yaptırabilirler. Normalde rutin incelemelerde kullanılmayan sıra dışı tetkiklere de başvurulduğu olur. Bir çok hastane gezilir, bir çok doktor dolaşılır. Nerdeyse bir servet harcandığı olur.

“Panik atakta hastaları yaşarken bin defa ölür” dediniz nedeni nedir ?

Normalde insan bir kez ölümü yaşar ve hayat biter. Ancak panik atak hastaları için durum böyle değildir. Onlar her atakta bir defa ölürler. Bu yüzden hiç de öyle kolay ve basit bir tablo değildir. Panik atak hastaları, bir çok hekim farkında olmasa da aslında tedavi açısından en öncelikli hastalardır. Her atakta adeta ölümü yaşarlar. Bunun ne demek olduğunu iyi anlamak lazımdır. Bu yüzden atak esnasında panik halinde en yakın sağlık kurumuna koşarlar. Hatta atak gelir de müdehale yapılamaz korkusu ile hastanelerden çok uzaklaşmamaya çalışırlar. Hayat tarzlarını her an hastaneye ulaşacak şekilde programlarlar. Atak olarak hissetikleri belirtilerin psikolojik olduğunu ve aslında gerçekten o hastalığın olmadığını düşünselerde, kendilerini ikna edemezler. Bu konuda çevrenin telkinleri de çok etkili olmaz. Kişi, her atak olduğunda hissettiği hastalığı, tüm gerçekliği ile , vucudunun tüm sistemleri ile belirtileri yaşar.

Panik atak beyinin kötü bir şakası mıdır ?

Beyinden sahte bir alarm söz konusudur. normalde acil ve ani bir hastalık durumunda vucuttaki sinir ağı vasıtasıyla olaydan hemen haberi olan beyin, vucuttaki organların çalışma düzenini bu hastalığa karşı en iyi savunma pozisyonuna hazırlar. Mesela ciddi bir trafik kazasında beyin şalteri kapatır ve bilinçli olmayı ortadan kaldırır. Böylece, kişiyi kaza anının şiddetli fiziksel ve psikolojik travmasından korumaya alır. Bu yüzden ciddi yaralanmalı kaza geçirenlerin hemen hepsi kaza anını hatırlamazlar. Hatta bazen beyin, abartıya kaçar ve birkaç gün ya da daha fazlasını kayıt hafızasından silebilir. Bunların hepsi, organizmayı korumak için yapılır. Çok sevilen bir yakınını kaybeden insanların bir süreliğine kendilerini kaybedip bayılmaları da aynı koruma esasına dayanır. Beyin şok bir üzüntünün kalıcı hasar oluşturmaması için şalteri kapatmaktadır.

Beyin, henüz bilinmeyen bir sebepten dolayı, nöroendokrin sistemi devreye sokarak, vucuda acil hastalık alarmı verir. İşte bu andan itibaren vucudun tüm organları aslında mevcut olmayan bu hastalığa karşı savunmaya geçer. Diyelim ki, beyin kalp krizi alarmı verdi. Bu durumda nabız hızlanır, tansiyonda iniş çıkışlar, daha ziyade yükselme yaşanır, terleme olur, kana geçen fazla miktarda adrenalinden dolayı, extremitelerin ısı derecesi düşer, el ve kollarda uyuşmalar olur, vucut beyinden gelen alarma karşı üst düzey savunmaya geçer. Böylece kalp krizi geçirdiğini sanan birey, yaşadığı yoğun ölüm korkusu ile kendini en yakın sağlık merkezine zor atar. Ancak hastanedeki tüm tetkikler kalp krizinin olmadığını gösterir. Kişi bununla da yetinmez olası tüm araştırmaları farklı farklı sağlık merkezlerinde tekrar tekrar yaptırır. Hiçbirinde sonuç farklı değildir. Tüm doktorlar kalp yönünden sağlam raporu vermesine rağmen, bilinmeyen bir zamanda yine aynı sendrom yaşanır. Kişi her defasında ya gerçek kalp krizi yaşıyorsam şüphesi ile yine hastanelere koşar. Bu durum böyle yaşanır durur.

Panik atak hastaları, genelde zeki, mesleklerinde başarılı, iş güç sahibi kimselerdir. Kişilik olarak hassas, kendilerine ve çevrelerine önem veren, dostluklara değer veren tiplerdir. Dolayısıyla panik atak, kişilik zayıflığından kaynaklanan bir durum değildir. Kişinin kendi iradesi ile üstesinden gelebileceği bir durum da değildir. En çok kardiovasküler sistemle alakalı hastalıklar, panik atak olarak karşımıza çıkar, serebrovasküler hastalıklar, mide kanaması, bulaşıcı hastalıklar gibi tablolarla da ortaya çıkabilir. görüntülü ve yazılı medyanın, internet haberlerinin çok etkisinde kalırlar. Özellikle genç ölümlerle alakalı haberler çok ilgilerini çeker.

Panik atak tedavi seçenekleri nelerdir ?

Panik atak tedavisinde ilaç tedavisi, psikoterapi ve TMS uygulamaları, başlıca tedavi seçenekleridir.

Panik atak hastaları, mevcut hastalıklarının ömür boyu süreceğini ve hiç iyileşmeyeceklerini düşünürler. Böyle düşünmeleri, atakların meydana getirdiği çöküntüyü daha da derinleştirir. Halbuki panik atakların mutlaka tedavisi yapılmaktadır. Belki biraz uzun soluklu bir süreç işler ama sonunda kişi ataklardan kurtulur. İlk aşamada amaç, atakların seyrekleştirilmesi ve şiddetinin azaltılmasıdır. ikinci aşama da ise ataklar tamamen yok edilir.

İlaç tedavisinde antidepresanlar ve anksiyolitikler tercih edilir. Genelde uzun soluklu bir tedavidir. İlaçlar 15 gün sonra tam manasıyla etkilerini göstermeye başlarlar bu yüzden sabırlı olmalıdır. Hastalar iyileştim düşüncesiyle kendi kendilerine ilaçları kesmemeleri gerekmektedir. Aksi taktirde nüksler gelişebilir.

Ağır vakalarda ilaç tedavisinin yanı sıra psikolojik destek ve psikoterapi de uygulanabilir. Ülkemizde gerçek manada yeterli psikoterapistin olmaması tedavinin daha çok ilaçla yapılmasına neden olmaktadır. Psikoterapi de hasta da panik atağa neden olan etkenlerin telkin yoluyla ortadan kaldırılması esasına dayanır. Hastaya panik atakla baş etme mekanizmaları öğretilir. Atağı yatıştıracak nefes alıp verme teknikleri öğretilir.

Özellikle ilaçlara cevap vermeyen ya da tam düzelmeyen hastalar, TMS seanslarını denemelidirler. Manyetik stimülasyonla, depresyon ve panik atak merkezi resetlenerek temelden tedavi cihetine gidilir. Bu tedavinin bilinen herhangi bir yan etkisi yoktur. Her yaşta hastaya uygulanabilir. Hamile bayanlar gönül rahatlığı ile TMS tedavisi görebilirler. Antidepresanlar gibi kilo aldırıcı yan etkileri olmaz.

 
 
 




    Ad Soyad
    Mesajınız
 
  Bu habere 1 yorum yapılmıştır
Musa Reis - 28.05.2013 13:23:52
Sanane lan








Tüm hakları saklıdır © 2012
Sitemiz sadece internet üzerinden yayın yapar.
İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.